Bir gün, bırakıp gideceğim bu şehri... Yine, çocukluğumun, dorukları sislerle kaplı anaç dağlarına, berrak ve serin suların oynaştığı küçük derelerine...
Denizine dalga dalga, gecesine yıldız yıldız,
suyuna, toprağına, çiçeğine, taşına...
Alıp gideceğim gönlümü bir gün,
içinde sunaların oynaştığı, sessiz bir pınar başına...
Bir gün,
alıp başımı gideceğim bu şehirden.
Gittiğim yerlerde,
özgürce şarkı söyleyecek rüzgarlar...
Bulutlar beyazın en güzelinde, en tatlısında
ve pamuk şekeri kıvamında olacak.
Salacağım bakışlarımı enginliğine gök mavinin,
ruhuma sonsuzluğun tarifsiz huzuru dolacak.
Ben,
bir gün gideceğim bu şehirden. Yağmurların kendince çisil çisil ağlayışı,
çamurlu sokaklarda damlacıkların oynayışı
ve hartama damlarında bir mahzun beste,
tebessümüm olacak o kaçınılmaz son nefeste.
Ben,
gideceğim bu sevimsiz şehirden.
Ağaçlarım olacak şairin hür çizdiği,
ormanlarım olacak , kardeşçe sevdalı.
Ne para isterim, ne pul, ne şan şöhret,
taç olsun başımda yeter, bir küçük defne dalı.
Ben,
gideceğim bu şehirden.
Seherimde olmayacak gölgesi gökdelenlerin,
yakamozlar gezinecek ayak uçlarımda.
Selam söyleyeceğim martılarla güneşe,
enginlerinde gemiler süzülecek bakışlarımın.
Aç ise aç, tok ise tok olacağım,
bir lokma olsa bile, ekmeğimi komşumla bölüşeceğim...
Her sabah ve her akşam huzurum olacak bir tek selamı,
odam soğuk, dizlerimde sakin bir serinlik gezinmekte. Yorgun damlaları düşmekte yağmurun pencereme
bir kuşluk sonrası tedirginliğinde, sokaklarda küçük gölcüklerle oynaşmaktalar, neşeli... Mavi gökler,sevimsiz bir grinin tonlarına boyanmış, öfkeli esiyor,bozkırın alçak tepelerinden yüreğime sabahın yeli...
Bu gün, bir garip hüzün, alıp başını gidiyor bir yerlere içimde, bir şarkı, can çekişmekte uzaklarında duyuşlarımın. Bir şiir, bir hikayeyi anlatmakta nefes nefese, ağlamakta birileri, sayfalarda göz yaşları var. Ben, çaresizim,tutamam elinden, bakarım öyle mahzunluğuma,mahzunluğum bana bakar...
Bu gün,
ıslak yine kirpiklerim,
çiğ taneleri dökülmüş bakışlarıma baharın...
Tutamam, dokunamam, kıyamam,
bir kelebek ağlar içimde, asla anlatamadığım.
Bir eski yara kanar gönlümde hala,
yıllardır söküp atamadığım.
Bu gün,
söz sükutlarda, kalem tarihe not düşmekte aşkı.
Dökülmüş tek tek mahzun bakışlar kaldırımlara,
çiğnenmekte köşe başlarında hıçkırıklar.
Bilirim,
ömrümü çalmıştır zaman ve bu gönül beyhudebekler,
sevdamı çoktan yemiştir zira, hayat zindanında aç köpekler.
Arada oturup yazarsınız işte...İçinizdeki bir meçhulden gelen sese kulak verirsiniz...Yazmasına yazarsınız da,sonra dönüp bakatsınız ki, kendinizi yazmışsınızdır...