Sihirli yazılar...

15/8/2009 - Bir Hüzün Hikayesi..

Kategori: Hikayelerim


     Geçenlerde blogla ilgili bir yazı okudum gazetenin birinde. Oldukça uzun ve ilginç bir çalışmaydı ve gerçekten çokça faydası olacağını düşünüyorum ‘’Uzakdost’’ sayfasını düzenlememe.

     Çokça konulara değinmişti yazarı ama, düşüncelerimde en çok yer edeni, blog yazılarının kısa tutulması gerektiğini, mümkünse 250 kelimeyi geçmemesini anlatan cümlelerdi.

     Bazı insanlar vardır, anlatmak istediklerini bir cümle ile okuyucusuna verebilirler. Karikatüristler, tek bir kare çizimle, bizlerin sayfalar dolusu yazı ile ancak anlatmayı başarabildiğimiz bir konuyu anlatmayı başarabiliyorlar. Çok zor ve beceri gerektiren bir meslek.

     Beni en çok düşündüren de, Uzakdost’un, öyle kısacık anlatımlarla kendini ifade etmeyi asla becerememesidir. Bakalım bu işin sonu nereye varacak?

     Biz asıl konumuza dönelim, bir hüzün hikayesini daha kaleme almaya başlayalım. Yine uzunca kaçarsa kusura bakmayın artık.

     Onunla beş yıl aynı iş yerinde çalıştık, beraberce çokça anıyı paylaştık ama, bir afet gecesinde, bodur bir bitkinin alçak dalları altına uzanmış, çaresizliğin insanın içini acıtan realitesine teslim olmuş, göklerin sonsuz karanlıklarını seyrederek ölümü beklediğim bir lanetli zaman diliminde, insan çığlıkları, feryatlar, gözyaşları ve solukları kesen yoğun bir toz bulutu arasından, birkaç araba farının ışık huzmesinin büyülttüğü gölgesi ardından, olanca heybeti ve sevimliliği ile çıkıp geldiği anı hiçbir zaman unutamadım.

     O gece, telaşlı ve korkak kalabalıklar arasında, yalnızlığa ve ölüme terk edildiğim karanlık saatlerde, bir yerlerden çıkmış gelmiş, beni tekrar hayata bağlamıştı.

     Yıkık binalar arasından hastaneye gidecek yol aramamız, çaresiz bir doktorun parçalanan ayaklarımı alel acele sarıp sarmalaması, hastane bahçesindeki, her artçı sarsıntıda  dans eder gibi yapraklarının ahenkle oynaştığı küçük bir ağacın altına çekilen bir yatağa uzatılışım, kesilen telefonlara rağmen, bir yolunu bulup iş arkadaşlarımıza durumumuzu bildirmesi ve yanaklarımdan öperek Yalova’ya, tatilde olan çocuklarının durumunu öğrenmeye gitmesi hiç aklımdan çıkmadı.

     Çok ilginç bir insandı.Hayata aslında değişik pencerelerden bakıyorduk ama, aramızda oldukça fazlaca da yaş olmasına rağmen, gerçekten birbirimizi seviyorduk, dostluğumuz imrenilecek bir düzeyde idi.

     Çok hanımefendi bir annesi vardı, dünya tatlısı bir eşe sahipti. Üç yaşında bir kızı, henüz 6 ayı doldurmayan ve kulağına ilk ezanı bana okuttuğu sevimli bir oğlu vardı ki; benim iki kızım olduğu için, her fırsatta, bilhassa aile toplantılarında erkek babası olduğu için öğünmekten geri durmazdı.

     O küçük ağacın altından bin bir zorlukla Ankara’ya ulaştım önce. Oldukça uzun süren bir ameliyat geçirdim, epeyce bir süre hastanede yattım. Sonra ver elini memleket, doktor doktor dolaşmalar, yeni ameliyatlar, çok uzun süren bir hastalık dönemi.

     Sonuçta,ufak tefek şekil bozuklukları olsa da, hayatıma kaldığım yerden devam edebiliyorum onun sayesinde, sevdiklerimle beraber mutlu günler yaşayabiliyorum. Hatta, hiç düşünmediğimi halde bir de oğul sahibi oldum, onu büyütme telaşındayım şimdi.

     Ona gelince; Tanrı kaderini benim kadar ak yazmamış maalesef.

     O gün, o sevimsiz günün sabahında, Yalova’ya, yazlık evine vardığında, babası hariç (ki o İstanbul’da yaşıyordu) tüm ailesini kaybettiğini gördü. Annesi, tek kardeşi, eşi, kızı, oğlu…

     Bina çökmüş. Hepsi altında kalmıştı. Yıllar sonra o anı bana şöyle anlatmıştı.

     ‘’Herkes kendi derdine düşmüştü, perişan halde olmama rağmen kimse benimle ilgilenmiyordu. Öylece yıkıntının karşısında oturmuş, iki gözüm iki çeşme ağlıyor, saçımı başımı yoluyordum. Kaç saat o durumda kaldım bilmiyorum ama, sanırım öğlen üzeri idi, güneş iyice yükselmiş, sıcak bastırmıştı. Bir ara, yıkıntılar arasında, kendi dairemin olduğunu tahmin ettiğim yerde bir aralık gördüm. Gayri ihtiyari kalktım ve biraz temizledikten sonra başımı yıkıntının arasına uzattım. O anda kulaklarıma inanamadım. Kızım orada bir yerde usul usul ağlıyordu!...’’

     Sadece kızını yıkıntıların altından kurtarabildi o gün, diğer sevdikleri, binlercesi gibi, 17 Ağustosun asla unutulmayacak acılarının ardına gömüldü. Yıkımların en büyüğünü yaşadı, uzun bir süre kendini toparlayamadı, küçük kızının varlığı sayesinde hayata bağlandı, tüm sevgisini ve ilgisini ona yöneltti, onun varlığı ile hayatına anlam kazandırdı. Uzunca bir tedavi döneminden sonra küçük kızı da iyileşti ve babası ile göz göze, gönül gönüle dostlarının da yüreklerini yakan bir mahzun aile tablosu içinde hayalarını sürdürmeye devam ettiler.

     Genç bir insandı, kızına bakacak kimsesi yoktu ve bir de üstüne üstlük yaşlı babaya sahipti. Hiç gönüllü olmamasına rağmen, dostların yardımı ile genç bir bayana evlendi, kendine yeni bir hayat kurma çabası içine girdi.Zaman geçti, bir de oğul sahibi oldu yeni eşinden. Kızının da bir annesi, bir kardeşi, bir ailesi vardı artık.

     Mutluydular. Düzenli bir hayatları, yabana atılmayacak bir gelirleri, toplumda hatırı sayılır bir yerleri vardı.Aynı şehirde yaşamıyorduk ama, sık sık haberleşiyorduk. Sakarya’nın bir ilçesinde, fabrikanın bitişiğindeki bir lojmanda, huzur içinde yaşayıp gidiyorlardı.

     İstanbul’da doğup büyümüş, sosyal hayatı seven, oldukça aktif ve neşeli bir insandı. O acı olaydan sonra evine kapandı, işi ve ailesinden başka bir konu ile çok ilgilenmedi. Sadece, çok sevdiği futboldan kendini alamadı. Taraftarı olduğu takımın maçlarını seyredebilmek , onun için hemen hemen te özel sosyal aktiviteydi.

      Böyle sakin ve düzenli olan bir insanın başına yeni bir felaketin gelebileceği kimin aklına gelirdi ki? Ama, yazımızın başında yazdık ya, onun kaderi kara yazılmıştı bir kere.

     10 yıl sonra, sıcak bir Haziran gecesi, üç arkadaşı ile birlikte ilçeye indiler, milli takımın maçını seyretmeye gittiler bir dostlarının evine. Galibiyetin getirdiği sevinç atmosferi içinde, güle oynaya evlerine dönerken, bilinmeyen bir sebeple kontrolden çıktı araçları, epeyce bir takla attıktan sonra diğer şeride geçti, karşı yönden gelen bir kamyonun altında kaldı.

     Dört genç insan öldüler orada.

     Zamansız ve sevimsiz bir telefon duyurdu bana hayatımı kurtaran insanın vefat ettiğini. Küçük kızının bir kez daha yetim ve öksüz kaldığını anlatı bana kime ait olduğunu hatırlamadığım bir ses. Nasıl yıkıldım, nasıl sesim soluğum kesildi, nasıl şoka girdim anlatamam. Telefon elimde, öylece kalakalmışım, boncuk boncuk yaşlar dökülmüş gözlerimden, Gavur Dağlarının engin tepelerine akmış gitmiş bakışlarım, hayatın adaletsizliğine isyan eden cümleler dökülmüş dilimden.

     Alıp başımı, tenha bir yelere götürdüm duygularımı, düşüncelerimi. Kaldırıp başımı göklerin maviliğine;’’Neden o?’’ diye fısıldadım…

     Yazdım ya yazımın başında,

     yazısı kara yazılmıştı…

     10 yıl önce öksüz kalmıştı kızı, şimdi de yetim kalıyordu.

     Genç bir kadın, yetim ve öksüz bir küçük kız, elini sıkıca tuttuğu bir yetim kardeş.

     Onu,

     İstanbul’a, sevdiklerinin yanına defnettik.

     Yine bir 17 Ağustos geldi. Onu arayıp teselli edemeyeceğim bu kez. Ya da, yaşadığım hayat için bir kez daha teşekkür edemeyeceğim.

     Nasıl üzgünüm anlatamam!...

     Allah rahmet etsin diliyorum….

 

Uzakdost- Ağustos 2009- Antakya


Yorum yaz!

2009-08-26 06:32:43 - aciya gulebilmek..

Yazan: Kubra
merhaba
oncelikle hayirli ramazanlar diliyorum,
once ciddi ciddi okurken biranda gozyaslarima hakim olamadim,filmler bile etkilerken gercek yasanmisliklarin etkilememesi anlamsiz olurdu.Her nekadar kucuk kizin geride sahip cikacak birileri var diye kendimizi teselli etsekte,yasadigi muddet annesizlik hep eksik bir tarafi olacak.
Ben annemi 12yasinda kaybettim 34yasindayim ama hala bir yanim eksik:(

Allahtan rahmet diliyorum
Aciya gulebilmek cok zor Rabbimiz sabir versin

Allaha emanet olun
tesekkurler..
Bağlantı

2009-08-25 15:31:39 - Merhaba

Yazan: newbahar
Bir çok tarihin sizde derin ve kanayan yaraları var.
Yazılarınızda bunları görüyorum. Her yıl, her mevsim, her mekan size unutamadığınız anıları ve aslında acı hatıraları depreştiriyor.
Allah sabır versin. Ne felaketti ki 17 Ağustos arkasında bir çok aileyi kadersizliklere mahkum etti ve felaketler zinciri gibi acılarla besledi.
Üzüldüm.

Saygı ve selamlar
Bağlantı

2009-08-22 11:34:28 - bir deprem daha..

Yazan: matrakiye
hayat ne acımasız dimi. kader de var tabiki. önüne geçilemeyen kader. çok üzüldüm. okurken sen oldum bi an. allah mekanını cennet etsin. çok üzücü...
Bağlantı

2009-08-21 23:10:52 - ...

Yazan: daneapnr
çok üzücü bir olay.allah geride kalan sevdiklerine sabır versin.mekanı cennet olsun...
Bağlantı

2009-08-21 15:52:40 - 250 kelime

Yazan: gurbetdeyazmak
Böylesine edebi bir anlatım, isterse bin kelime olsa, yine okunur.
Antakya'da benim de blogcu dostum var. ismi ŞÜKRÜ YILMAZ..
Bu yazınız beni değil herkesi duygulandıracak bir anlatımla yazılmış.
ellerinize sağlık.
Bağlantı

2009-08-20 21:42:42 - :((

Yazan: herseyimdin
yazacaklarımın anlamsız kalacağını düşünüyorum:((boğazım düğümlendi
Allah rahmet eylesin eşine ve çocuklarınada sabır versin.
selam ile
Bağlantı

2009-08-19 16:12:44 - Merhaba ..

Yazan: turuncudunyam
Ben de on sene önce canımın bir parçasını Çınarcık'ta bırakmıştım..Üstelik sadece on yaşındaydım...
Yazacak çok şey var belki sevgili Uzakdost, ama bulamıyorum..
Arkadaşınızın mekanı cennet olsun..
Sevgiler..
Bağlantı

2009-08-19 00:39:42 - :((

Yazan: hayatakiyor
tüh ya abicim. bu nasıl kaderdir böyle, aynen dediğin gibi karadan da kara :(( kızcağız da Allahtan bit yuvası var ama gerçi öz anne baba gibi olmaz ya, vallla çok üzüldüm ben... Allah sabrını versin inş yaa :(( Allah rahmet eylesin, hepimizin gideceği yer orası işte!!!
Bu arada sen yaz be abicim, ne kadar uzun olursa olsun sen yaz... kendi adıma ben büyük bir zevkle okuyorum :)
Sağlıcakla kal abicim...
Bağlantı

2009-08-18 18:02:15 - dipnot

Yazan: detour
bu arada uzakdostyazılarını kısa yazacak ollmana sevindim. :) çünkü okumaya sabırsız biriyimdir.yazılarımda uzun olmaz genelde..blog sayfalarındaki upuzun karanlık sayfalarda içime kasvet basmasından mıdır bilmiyorum bir göz korkmuşluğu var bende :)ama senin kaleminden dökülmüş okuduğum ve hatırımda kalmış bir çok yazı var...sanırım hayattada kısa ve öz olmayı sevenlerdenim...tekrar yüreğine sağlık...
Bağlantı

2009-08-18 16:02:08 - selam

Yazan: sihirliyazilar
Demek depremi bizzat yaşayanlardansınız. Kimbilir ne zor saatler geçirdiniz orada beklerken, hayal bile etmesi güç. Hayatınızı kurtaran kişinin kaderi ise gerçekten de iyi yazılmamış. Depremden kurtulup trafik kazasında vefat etmek. Nasıl bir yazgıdır bu? Çok üzüldüm okuyunca, kendisinden daha çok kızı için. Ama eminim ki üvey annesi ona iyi bakacak, kendi çocuğundan ayırmayacaktır. Kardeşi de var. Yani bunlardan başka teselli olunacak birşey de yok tabii bu olayda. İbret olsun hepimize bunlar. Hayat birçok kişi için kolay değil yani. Soluk aldığımız her an için, hele de sevdiklerimizin hayatta olduğu her an için şükredelim, öyle değil mi? İzmir'den sevgilerimi yolluyorum.
Bağlantı

2009-08-18 00:34:40 - ......

Yazan: detour
Yüreğine sağlık uzakdost...Mekanı cennet olsun.Bazen hayat insana tahmin edemeyeceği gibi oynuyor.Gerçekten hayatta olduğumuza , sevdiklerimizle isek hergün buna şükretmeli,çıkan ufacık problemleride kocaman örneklere boğup gülüp geçmeli aslında...gerçekten yapabilirmiyiz ki bunu...Bilmiyorum...
Bağlantı

2009-08-16 17:54:39 - ....

Yazan: guldestee
Sevgili Kardeşim;
Bu yazıya yorum yazamayacak kadar üzgünüm.
Nur içinde yatsın...

Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Arada oturup yazarsınız işte...İçinizdeki bir meçhulden gelen sese kulak verirsiniz...Yazmasına yazarsınız da,sonra dönüp bakatsınız ki, kendinizi yazmışsınızdır...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

hazanmevsimi
gulcinkuju
neslinursema3
emelsen
sessizsenfoni
benpacella
sevgicicegii
nekin
jadore
bizimada
adankana
yagmurtuana
cigdemyavuz
mesale
romantikmeyhane
bennns
diloylo
biryudumrenk
nursalkimi
mervecan
mavikoridor
sercen
arzununpenceresinden
maksude
sessizciglik1
missing86
duygularinsairi