Sihirli yazılar...

30/4/2009 - Bir yol hikayesi 2...

Kategori: Gezi Yazilari

                                                 

     Göğün dibi delinmiş misali, olanca şiddetiyle yağan yağmur, hiç öyle kısa zamanda kesecekmiş gibi gözükmüyor. Gecenin soğukluğundan sıyrılıp gelen kalınca damlalar, bıkmak tükenmeyen bilmeyen süreklilik ve sert bir ritim eşliğinde, yukarılardan, Doğu Anadolu’nun yüksek tepeli dağlarının doruklarında hoyratça gezinen yağmur bulutlarının kucağından başlayan ve oldukça uzun sürdüğünü zannettiğim yolculukları nihayetinde, ardı ardına çarpıştıkları aracın ön camında, bir sağa, bir sola koşuşturmaktan adeta yorgun düşen silecekler ile köşe kapmaca oynamaya devam ediyorlar, dikkatimin dağılmasına, uykusuz gözlerle güç bela seçebildiğim yol şeritlerini gözden kaçırmama sebep oluyorlar.

     Aslında yağışlı havalarda yolculuk yapmayı severim ama, böyle durumlarda aracın sürücüsü olmamayı tercih ederim sözün doğrusu.

     Mesela, bir 302 Mercedes otobüsün ön sırasındaki yüksek koltuğun sıcaklığına gömülmüş, 16-18 yaşın heyecanı ile, filtresiz sigaramın dumanını zevkle ciğerlerime doldururken, becerikli şoförlerin usta manevraları eşliğinde, yağmurun yıkadığı tenha ve virajlı Doğu Karadeniz yollarından akıp gitmenin zevkine doyamazdım. Kısıtlı bütçesi ile, çocuklarını tatile göndermek için çırpınan sevgili babacığımın inanılmaz becerileri sayesinde, öyle çokça zevk-i sefa içinde olmasa da, oldukça güzel ve mutlu geçtiğini söyleyebileceğim gençliğimde, genellikle İstanbul istikametine yaptığım kara yolculuklarını unutamam mesela.Yaklaşık 22 saat sürerdi bu zahmetli yolculuk ama, yüreğimizdeki gençlik heyecanı sayesinde göz açıp kapayıncaya kadar bitiverirdi o zamanın bakımsız yolları sanki.

     Uzun yıllardır sürücü belgesine sahip olduğu halde, çokça araç kullanmaktan hoşlanmayan  eşim, bu yorucu yolculukta bana yardımcı, dikkatimi dağıtmama çabama ve uykuyu gözlerimden uzak kılma gayretime destek olmayı çoktan bırakmış, yorgunluğun getirdiği uyuşukluğun o dayanılmaz hazzının kucağına kendini teslim etmiş, başını kapı penceresinin camına dayayarak, yağmurun ninnisinin cazibesine kapılıp, çoktan derin bir uykuya dalmıştı.

     Oğlum, apartman komşumuzun memleketi olan ve sıkça söz konusu ettiği K.Maraş’ı gördükten, kızım da, Şarkışla’yı geçtikten, daha doğrusu güzergahımızın biraz daha emniyetli bir vaziyet arz ettiğine kanaat getirdikten sonra, arka koltuklarda, aracın için kaplayan sıcacık havanın etkisi ile uyuyup gitmişlerdi.

     İnsan oğlunun tuhaf bir yaradılışı olduğunu düşünmüşümdür hep. Kendinizle yalnız kaldığında, sorumluluklarınızı taşıdığınız insanların uyku gibi tamamen savunmasız bir pozisyonda, olanca güvenleri ile canlarını size emanet ettikleri zamanlarda,  tüm yorgunluklarınızı, hastalıklarınızı, sıkıntılarınızı, acılarınızı bir kenara bırakabiliyor, duygularınıza daha bir hakim olabiliyor, fiziksel durumunuzu daha sağlıklı bir şekilde kontrol altında tutabiliyorsunuz.

     En azından, yorucu bir yolculuğun ilerleyen karanlık saatlerinde, uykunun kol gezdiği, konaklamak için fırsat kolladığı gözlerinizi, yakıcı far ışıklarının verdiği acıdan, düşüncelerinizi de, yağmurun uykunun güzelliğine davet eden o dayanılmaz tıkırtısından uzaklaştırabiliyor, kendinizi ve sevdiklerinizi gelecekteki mutlu günlere taşıyabilme gayreti içinde olabiliyorsunuz.

     Zaman, usuldan sabaha çevirmiş yönünü, yağmur soluksuz yağmaya devam etmekte, sevimsiz bir sessizlik ve yalnızlık çöreklenmiş Erzincan yollarına.

     Arada bir rast geldiğimiz ve kontrol için durduran Mehmetçik’lerimiz, onların sevgi dolu, güven veren delikanlı bakışları, aracın içinde uyumakta olan çoluk çocuğu görünce dudaklarında beliren sevimli gülümsemeler ilginç kılıyor sadece bu yorucu seyahatimizi.

     Birkaç cümlelik hoş ve kısa bir sohbetten sonra, yürekten gelen sevgi sözcüklerle iyi görevler diliyoruz, onlardan da hayırlı yolculuklar misali karşılık alıyor, biraz daha güven kazanıp, yolculuğumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

    Askerlerimizin kontrol noktasından ayrılışımızdan kısa bir süre sonra, saatlerdir hiç durmayacak gibi yağan yağmur aniden kesiliyor ve gün doğusunda beliren hafif bir parlaklığı takiben, incecikten bir kar yağışı başlıyor. Önceleri pek fark edemiyor, yağışın kesildiğine seviniyoruz ama, zaman ilerledikçe sıklaşan ve kalınlaşan kar taneleri bizleri oldukça tedirgin etmeye başlıyor. Zira, doğuda karın ne anlama geldiğini çok iyi bilerlerdeniz.

     Kar demek, yolculukta çile demek, yolda kalmak demek, kaza yapmak demek, soğuk demek, korku demek, menzile varamamak demek.

     Karanlığın ve yağmurun sevimsizliğinin ardından, sağ salim yeni güne kavuştuğumuza tam sevinmeye başlarken, birdenbire bastıran bu kar yağışı, moralimizi oldukça bozuyor. Moralimizi bozmakla kalmıyor, hayret edecek bir hızla, ıslak  yolu beyaza boyuyor.

     Sabah olması ile birlikte, bilhassa Erzincan-Erzurum yönüne doğru trafik akışı yoğunlaşmaya başlıyor, tır ve otobüs sayısı, dikkati çekecek kadar fazlalaşıyor. Yöreyi iyi bildikleri belli olan otobüs şoförleri, hızlarını hiç azaltmadan seyahatlerine devam ettikler halde, bizim gibi yabancılar ve küçük araç sürücülerinin bu konuda çok başarılı olmadıklarını gözlemliyorum, telaşlanıyorum.

      Bu durum, çok kısa zaman sonra, alçak bir tepeyi tırmanırken aracımızın patinaj yapmasını ve kayması, dolayısı ile yolda kalmamız sonucunu doğuruyor. Bizimle birlikte en az beş araç daha aynı akıbeti yaşamakta olduğunu, yoğun kar yağışı altında zincirlerini takmaya çalıştıklarını fark ediyor, yalnız olmadığımız için, içten içe seviniyoruz.

     2001 yılının kış aylarında, ülkeyi krizin kavurduğu günlerde, iş bulabilmek için sık sık Sakarya’dan, İstanbul’a yaptığım tren seyahatlerini getiriyor aklıma bu durum. Henüz gün doğmadan hareket eden trendeki tüm insanlar, sık sık yaşanan gasp, soygun ve yaralamalardan korktukları için, gayri ihtiyari aynı vagonda toplanırlar, birbirlerinden destek ve güven alırlardı. Korkunun bir araya getirdiği insanların bu ilginç manzaraları daima ilgimi çekmiş ve acı ırmağında yıkanmış tebessümlerin, o günlerde genellikle mahzunluğu tarifleyen dudaklarıma konaklamasına sebep olmuştur.

     Gecenin yorgunluğunun ardından, gün ışır ışımaz yolda kalışımıza canım oldukça sıkılıyor, isteksizce araçtan iniyor, bir müddet saçlarıma, omuzlarıma, kirpiklerime takılan kar taneleri ile çocuksu davranışlarla oynaşıyor, avuç içi büyüklüğünde kar topları yaparak uzaklara, sağ yanımızda uzanıp giden vadinin derinliklerine doğru fırlatıyorum.

             Uzun yıllar Ankara’da, kar yağışının ve buzun oldukça bol olduğu bir coğrafyada yaşamış olmama rağmen, sanırım böyle durumlarda çokça araç kullanma zorunda kalmadığımdan olsa gerek, ancak eşimin tavsiyesiyle aracın bagajına yerleştirdiğim zinciri çıkarırken, bu işte gerçekten çokça acemi olduğumu fark ediyorum.

     Bir yandan kar yağışı devam ediyor, bir yandan ben derin düşüncelerdeyim nasıl becersem bu işi diye? Çare yok, yola devam edebilmek için zinciri bağlamak gerek. Arada bir yanı başımızdan olanca hızları ile geçen otobüslerin ardından şaşkın şaşkın bakıyorum, bir yandan da aracın altına, karların üzerine uzanmak için gerekli hazırlığı yapıyorum. Mırıltılarımda sevimsiz küfürler gezinmekte.

     Tam bu sırada, tepenin başında bir kar temizleme aracı beliriyor, yolda biriken karı hızla temizleyerek yokuşun aşağılarına doğru akıp gidiyor. Alel acele aracıma biniyorum, karın temizlene yolu tekrar kapamasına fırsat vermeden, ani bir hareketle geri manevra yapıyor ve tekerlekleri kardan kurtarıyorum. Yeni temizlenen asfalta tutunan lastikler sayesinde araç kendini ileri atıyor, hiç durmadan, bir solukta yokuşun başına varıyor ve aheste aheste inişe geçiyoruz, bu sıkıntıyı da başımız ağrımadan atlattığımız için seviniyoruz.

     Kar yağışı hiç durmuyor, gün boyu bazen ince ve esintilerle, bazen de kalın ve alıklı olarak yağıyor Erzurum ovasına. Zaten, şehrin sırtını dayadığı Palandöken dağlarının, eteklerinden doruklarına kadar beyaz örtüsüne bürünmüş ihtişamlı görünüşü, gerçekten insana, kışın güzelliğinin buralarda, Anadolu’nun doğusunda kendini daha bir başka gösterdiğini düşündürüyor.

     Saat 08.30 sıralarında, yorgun ve bitkin bir durumda da olsak, salimen hedefimize varıyor, Atatürk Üniversitesi’nin çift başlı kartal heykelli giriş kapısından içeriye,  kocaman bir şehri andıran kampus alanına giriyoruz, merakla bizleri beklemekte olan kızımla kucaklaşıyor, hasret gideriyoruz.

    

          Yorgun, uykusuz ve son derece moralsiz buluyoruz onu. Ruhen çökmüş bir insanın, yorgun bakışları gezinmekte gözlerinde. İnanamıyor daha dün akşam telefonda sızlandığı ailesinin, sabahın erken saatinde, bin küsür km  yolu, durup dinlenmeden, kara, soğuğa, karanlığa, yorgunluğa aldırmadan aşıp, becerebildikleri en seri şekilde yanına, yardımına  koştuklarına. Gözleri doluyor, usul usul ağlıyor sabahın erken saatinde uykulu gözlerle derslerine giden öğrencilerin ilgi dolu bakışlarına aldırmayarak, her birimize tek tek sarılarak, sevincini göz yaşları nöbetlerinin arasına sıkıştırdığı yarım tebessümleri  ile belli ediyor. Hele de küçük kardeşiyle bir kucaklaşm sahnesi yaşıyorlar ki, kelimelerle burada sizlere tarif etmem inanın mümkün değil.Gurbette öğrencilik hayatı yaşamış olan tüm arkadaşlarım, sanırım bu durumu çok iyi tasavvur edeceklerdir.

    Usuldan usuldan yağmaya devam ediyordu kar Erzurum’da ve bizlerin yapacak çok işimiz, oldukça da az zamanımız vardı, oyalanmadan işe koyulduk.

     Önce kendimize kalacak bir yer ayarladık, öğretmen evinde rezervasyonumuzu yaptırdık. Bu arada kayın validem de geldi Trabzon’dan, takım tamamlandı ve süratle işe koyulduk.

 Her ne kadar kar yağışı hala kol geziyor ve soğuklar hala bu yörede konaklamaya devam ediyorsa da, mevsim bahara doğru yelken açtığı için olsa gerek, kış boyunca buz ile kaplı olan dar Erzurum sokaklarının her biri küçük birer dereciğe dönüşmüş, evlerin ve tek katlı dükkanların saçaklarında görmeye alışık olduğumuz buz sarkıtları çoktan kaybolup gitmişler, paltolar yerini ceketlere, kalpaklar altı köşeli kasketlere bırakmış.

   Her zaman özel yeri olmuştur gönlümde Erzurum insanının. Davranışları, konuşmaları, misafirperverlikleri, insana insanca ve genellikle karşılıksız ilgi ve sevgi göstermeleri, daha bir çok meziyetleri hep kendime yakın görmeme neden olmuştur Erzurumluyu

     Hem araç kullanıyor, hem de insan manzaralarını kaçırmamaya çalışıyorum. Kısa zamanda müsait semtler taranıyor, bir genç bayanın, yalnız ve emniyetli bir şekilde yaşayabileceği bir ev aranıyor. 14. evimize yaşıyor olmamız, uzun yıllarımızı kiralık evlerde geçirmiş olmamızın verdiği avantajla,  öğlene varmadan gerçekten güzel bir ev bulmuş, makul bir fiyatla da kiralamıştık.

     Ne yalan söyleyeyim, doğal gaz , dolayısı ile kombi ile yeni tanışan Erzurum halkı, bu kış, evlerini kömürlü sobanınki gibi ısıtamamış, yüklü gaz faturaları ödedikleri halde alışagelmiş rahatlıkta bir sezon yaşayamamışlar, bu nedenle de kombili evlerin bir çoğu boşaltılmış durumda idi. Bu durum da kolayca ev bulmamıza yardımcı oldu ve ana caddede, okuluna yakın, oldukça güzel bir ev düştü kısmetimize. Bir lisede İngilizce öğretmeni olan ev sahibi ile de yıldızımız uyuştu, kısa zaman zarfında evi içine yerleşilecek hale getirdik.

    Yatak, yorgan, soba, masa, sandalye gibi aksesuarları o gün öğleden sonra hallettik. Doğalgaz, su, elektrik bağlantılarını da aradan çıkardık. Yolda kalma ihtimalini göze alarak, her yolculukta yanımıza bolca battaniye türü sıcak tutacak aksesuarlar almayı alışkanlık haline getirmişti eşim ve bu durum işe yaradı, her ne kadar yolda kalmadıysak da, en azından kızımızın evinin bazı noksanlarını karşılama fırsatı yakaladık bu sayede.

     Bir taraftan da ev silinip süpürüldü, camlardaki kiralıktır ilanları söküldü, problemli kapı, pencere, banyo, tuvalet aksesuarları tamir edildi. Bakkal, manav, market, lokanta keşifleri yapıldı, çevrede yaşayan insanlar, kapı ve apartman komşuları ile ilişkiler kuruldu.

     Akşamleyin kız kardeşini alıp kaldığı yurda gitti kızım, bizler de öğretmen evindeki odalarımıza çekildik, geceleri gerçekten harika bir görünüşe bürünen Erzurum güzelliklerini geniş camlı penceremizden bir süre zevkle seyrettikten sonra, zamanı çok geçirmeden uykuya daldık.
       

     Ertesi gün güneşli bir hava karşıladı bizleri. Yağış kesilmiş, masmavi ve bulutsuz gökyüzünün altında, karlarla kaplı yüksek dağlarla çevrili Erzurum ovasının henüz tam yeşillenmemiş, sakin ve güzel görünümü seyrederek yaptığımız güzel bir kahvaltıdan sonra

 kendimizi, Erzurum’un küçük dereleri andıran  dar sokaklarına atıyor, yaşadığımız ekonomik kriz nedeni ile, bu günlerde müşteri bulmakta oldukça zorlanan küçük esnaflardan birinin, bir perdecinin önünde park ediyoruz aracımızı. Sabahın köründe hiç beklemediği müşterilerle karşılaşan dükkan sahibi gerçekten çok şaşırıyor ve alacağımız üründe de hatırı sayılır bir indirime gidiyor. Siparişimizi veriyor, yeni alışverişler için, başka dükkanlara yöneliyoruz.

       Günlerden Salı ve Erzurum da sıfır derece dolaylarında bir sıcaklık var. Halk, henüz bahar gelmese de, meşhur soğukların belinin kırıldığını söylüyor, küçücük dükkanlara dahi kurulmuş olan kocaman kömür sobalarının yakılmadığını gözlüyoruz.

     Bir taraftan süratle alışverişimizi yapıyoruz, bir taraftan da şehrin tarihi mekanlarını geziyoruz, fotoğraflar çekiyoruz.(Sadece dışardan gözlemliyoruz, içlerine girecek ve oradaki güzellikleri yaşayacak zamanımız yok zira. Ben işten, çocuklar okullarından geri kalmış durumdayız)
     

     Öğlen saatlerinde her şeyi halletmiş, kızıma en azından bir odasında yaşayabileceği güzel bir ev sağlamış durumdaydık. Vakit kaybetmedik, önce kayın validemi otobüsle Trabzon’a gönderdik, ardından da biz, kızımla vedalaşarak, geliş güzergahımızın aksi yönüne, Bingöl’e doğru yola çıktık.

     Erzurum-Bingöl arası, gerçekten zor bir güzergah, değil kış şartlarında, yazın bile kolay aşılması imkansız bir dağ yolculuğuna katlanmanız gerekiyor. Palandöken dağlarının arasına sıkışmış dar bir vadiden, en az iki metre yüksekliğindeki kar bloklarının arasından geçerek, temiz, kuru ama oldukça virajlı ver dar yoldan, havanın güzelliğinin verdiği cesaret ile aheste aheste ilerliyoruz.

      Yolun yabancısı oldunuz mu, her adımda neyle, nasıl bir sürpriz ile karşılaşacağınızı bilemiyorsunuz, bu nedenle de, bu yollara alışık minibüs şoförlerinin bıyık altından gösterdikleri alaylı tebessümleri eşliğinde  ihtiyatı pek elden bırakmadan aracınızı biraz daha dikkatli kullanıyorsunuz.

     Sözü uzatmayalım, dağı taşı kaplayan ve pembe bir görünüme sahip olan kar örtüsü dışında ilginç bir şeyle karşılaşmıyor, Bingöl’e ikindi sonrasında ulaşıyoruz. Bu arada, bir gün önce Suriye’de yaşanan kum fırtınası nedeni ile gök yüzüne yükselen tozun, rüzgarın etkisi ile bölgeye sürüklendiğini, yağışlar etkisi ile de yeryüzüne  çöktüğünü, bu nedenle karların pembe bir renge büründüğünü fark ediyoruz.

     Bingöl-Elazığ arası yolculuğumuz, bölünmüş yol sayesinde gerçekten rahat geçiyor. Dağ yollarından sonra bizlere otoyol gibi geliyor bu güzergah.

     Hava kararmadan Elazığ’a varmak, en azından yıllar önce bir kez geçtiğim ve gerçekten çok hoş bir manzaraya sahip olan Kömürhan Köprüsü’nün güzelliğini, küçük oğluma göstermek istiyorum. Ne yazık ki, köprünün Elazığ-Malatya arasında yer aldığını unutuyor, Bingöl-Elazığ arasında, baraj gölü üzerinde bulunduğu yanlışlığına düşüyorum ve aradığım yerde bulamayınca, hem ben, hem de oğlum hayal kırıklığı yaşıyoruz. Daha sonra hava karardığı için de, köprüyü kaçırıyoruz maalesef.

     Akşam olmasına rağmen, yolculuğumuz güzel geçiyor, Elazığ ve Malatya gibi iki güzide ve modern şehirde duramadığımız, bir bardak çay içemediğimiz için üzülüyoruz ama, yolcu yolunda gerek diye bir güzel atasözümüz olduğunu da unutmuyoruz.

     İki küçük konuya değinerek, yolculuğumuzu noktalamak istiyorum.Zira yine yazımız oldukça uzamış durumda.

     Bingöl’ün Karlıova diye bir ilçesi var. Küçük bir ilçe, sanırım tam ortasından geçen ana yolda yoğunlaşmış günlük hayat. Sağlı sollu kümelenmiş kar birikintileri arasında park etmeye çalışan genellikle eski model araçlar ve seçim arifesinde olmamız nedeni ile, enlemesine asılmış yüzlerce, rengarenk bayrakların gölgesinde, günlük telaşeleri ile sağa sola acele acele koşuşturan insanlar.

     Adı gibi gerçekten karlı bir ilçemiz diye düşünüyorum, bu uzak diyarda yaşayan yurdum insanlarını sevgi ve ilgi dolu bakışlarla süzüyorum. Bu küçük ve yalnız ilçeyi, yüksek dağların gölgeleri ardında kalmış, gözlerden uzak yaşayan bu toprak insanlarını, yazımızın bu bölümünde, küçücük iki paragrafla da olsa,  gönül almak misali, memleketin o uzak köşelerinde, bizlerden birilerinin de yaşamakta olduğunu, gidip görme imkanı bulamayan  arkadaşlarıma anlatmak  istedim.

     Hangi yörede, hangi şehrin sınırları içinde, hangi dağın etekleri dibinde, hangi rüzgarların serin esintileri ardına sığınmıştır bilemiyorum ama, dönüş yolculuğumuzun akşam saatlerine yakın bir bölümünde, ana yola bir kilometre kadar uzaklıkta, kendi halinde, sessiz ve sakin bir köy dikkatimi çekti. İnanın, yolum uzun olmasa, dönüp içine gireceğim, bu güzellikleri bir ömür boyu yaşantılarına kılavuz yapan ve muhtemelen de mutlu yaşayan insanlarla derin sohbetlere dalacağım, beli kendime de ufak bir pay çıkarmak için gayret göstereceğim.

    Dağlar arasına sıkışmış yalnız ve sessiz bir vadi, bakışlarınızın uzanabildiği alan boyunca tek bir ağaç bile göze batmıyor, sadece alçak çayırların yeşilliği doğaya can vermiş, sağda solda çiçeksiz yabani bitkiler gezinmekte.

     Vadinin bir kenarına sığınmış küçük bir köy. Dışardan gelebilecek tehlikelerden, birlik, beraberlik ve dayanışma ile korunmanın mümkün olabileceğini  idrak etmiş gibi, sırt sırta vermiş, güven içinde duran tek katlı ve alçak çatılı evlerin küçük avlularından yükselen selvi ve meyve ağaçlarının gölgelerinde, bu mevsimde yüzünü ender gösteren güneşin sıcaklığını içine çakmaya çalışan, tembel tembel uyuyan çoban köpekleri. Öyle çok dağınık bir manzara yok ortalıkta, belli bir tertip ve düzen içinde her şey, gerçekten kendini gösteriyor köy.

     Yanı başında küçük bir sulama barajı kurulmuş, ardında da doğal olarak  manzarayı tamamlayan hoş bir gölet. Sere serpe ördekler gezinmekte suda, etrafına dizilmiş alçak tepeciklerin gölete uzanan ve usta bir ressam tarafından itina ile boyandığı hissi uyandıran yamaçlarda koyunlar otlamakta. Koyunların hemen yanı başında iki küçük çocuk, ellerinde kocaman sopaları ile öylece dikilmişler, hem göleti, hem de karşı dağın yarı belinden kıvrılıp giden şehirler arası yolu , gelip geçen ilginç araç manzaralarını seyretmekteler. Ne amaçla yapıldığını kestiremediğim bir küçük iskele var göletin köy tarafında kalan sahilinde. Üzerinde de bir yaşlı amca, sakin sakin balık avlamakta. Zaman akşama doğru seğirtmiş, gölgeler usul usul uzamakta, hoş bir sükut kaplamış etrafı, vadide huzur verici bir sessizlikkol gezmekte. Baktıkça huzur veriyor insana bu manzara, gözünüzü bu güzellikten ayırmakta zorluk çekiyorsunuz. Memleketimde ne güzellikler var ve bizler bunun asla farkında değiliz diye düşünüyorum.

     O güzel köyü ve muhtemelen mutlu insanlarını arkamızda bırakıyoruz, Malatya-G.Antep arasındaki zor yolculuk koşullarına hazırlıyoruz kendimizi. Artık gece bastırmış, hafiften yine yağmur çiselemeye başlamış. Yaşadığımız zor hava koşullarının ardından çok canımızı sıkmıyor bu çisil çisil yağan yağmur. Hatta, otoyolun Osmaniye girişinde, iyice gözlerime uyku çöktüğünde, parlak yol ışıkları altında aracımı durduruyor, dışarı çıkıyor, başımı gökyüzüne kaldırarak, ışık huzmeleri arasından olanca sevimlilikleri ile akıp gelen ve yüzüme çarpan serin damlaların verdiği ferahlığı içime çekiyorum.

     Yola çıkışımızdan iki gece sonra, saat 23.30 sularında, kazasız belasız, amaçladığımız hedefe varmış, yavrumuzu içinde bulunduğu sıkıntıdan kurtarmış, hayata daha bir heyecanla bakmasını, ardında yaşadıkları sürece kendine güçleri yettiğince destek olacak birlerinin bulunduğu düşüncesinin verdiği güvenle kendinden emin yürümesini, sözün kısası, kaybettiği tebessümlerini tekrar geri toplamasını belli ölçüde sağlamış olarak, huzur içinde yuvamıza döndük.

     Takdir edersiniz ki, tüm bu anlattığımız olayların, iki güne sığdırılması öyle çok kolay bir iş değil. Ama, söz konusu evladınız olduğunda, tüm ebeveynlerin böyle zorlukların altından kolayca kalktıkları çok görülmüştür. Hiç şüphe yoktur ki, tüm anne babaların hayatlarında böyle anılar çokça mevcuttur.

   Bence bu tür hikayeler çok yazılmalı, hem çocuklarımız, hem de biz yetişkinler tarafından çokça okunmalı. Belki bu sayede, çocuklarımızla aramızda beliren anlaşmazlıklar, buz dağları yok olur ve sevginin gülümseyen yüzü hayatımızı bir başka aydınlatır.

 



Uzakdost-Nisan 2009-Antakya

 

Yorum yaz!

2009-07-22 20:59:42 - merhaba

Yazan: Kubra
slm yeniden,
yolculugunuzun gece bolumune benzer benimde basimdan bir olay gecmisti.
Fransaya giderken sisli bir gecede esim gunduz calistigi icin yoruldu ve uykusu geldi ve arabayi bana teslim etti.Aslinda 8yillik ehliyetim olmasina ragmen sisli bir gecede araba surmek kismet olmamisti korkmustum acikcasi ama bunu mecbur basarmaliydim duracak vaktimiz yoktu cunki ve oyle zor bir geceyi Allahin izniyle atlatmistim, dediginiz gibi uyuyan canlar bana emanetti oan.

Bir bayan olarak zorlu bir yolu katetmistim ama sonucunda bir tesekkur bile almadim,bence yol degilde zor olan arabayi geri teslim ettiginizde size bir tesekkurun cok gorulmesine razi olmakti..

belki paylasmak istediklerim var ve buraya yaziyorum kriterlere uygun degilse saygi duyarim...

hayirli gunler dilerim
suan temmuzun sonu ve hollandada yagmur var:(
Bağlantı

2009-06-13 02:00:01 - mrhb

Yazan: umutlar35
yazınızı büyük bir zevkle okudum hem bugün hemde birkaç gün önce.üstelik içinde sivas geçtiği için daha bir ilgiyle.ama sivasın bu kadar ürkütücü yolları varmı diye de merak ettim:))ben bile korktum bir an o kadar içten anlatmışsınız ki. şaka bir yana yüreğinize sağlık sevgiyle...
Bağlantı

2009-06-09 23:05:15 - Meraklı bir dost...

Yazan: ilknur1959
Nerelerdesin,nasılsın dostum,merak ettim.
Bağlantı

2009-06-07 17:07:12 - merhabalar

Yazan: diloylo
Sıcak bir gün.
Biten sbs sınavlarının ardından bir oh çektik ailece.
İstanbul'dan selamlar saygılar kadim dostuma.
Bağlantı

2009-06-03 11:51:45 - Nerelerdesiniz???

Yazan: mavikoridor
Kaç zamandır geliyorum sessizce ve gidiyorum...

Bir sessizlik hakim bloğunuzda.

İnşallah abi iyisinizdir.

Bu kadar da ihmal etmeyin ama özledik yazılarınızı.
Bağlantı

2009-06-01 20:02:34 - ...

Yazan: mavielbise
sevgili uzakdost;
sanırım çok yoğunsunuz.blog'a vakit ayırmak zor oluyor böyle zamanlarda.hoş arada bir girdiğinizde de bizi ziyaret etmeden gitmiyorsunuz biliyorum.siz yine de zamansızlıklardan zaman yaratıp iki satır karalayıverin.kırmayın hatrımızı(:
sevgilerle..
Bağlantı

2009-06-01 15:00:51 - slm

Yazan: kevserekanmak
arkadaşım baharın son demi bu güzel haziran ayı sizler ve sevdikleriniz için umarım sıcacık ve bereket dolu geçer... umarım yüreğinizden ümit kalbinizden umut tükenmez... mutlu ve umut dolu bir hafta diliyorum ...selam ve sevgilerimle...
Bağlantı

2009-06-01 14:47:09 - slm

Yazan: insandenenmechul
arkadaşım bu güzel haziran ayı sizler ve sevdikleriniz için umarım sıcacık ve bereket dolu geçer...mutlu ve umut dolu bir hafta diliyorum ...selam ve sevgilerimle...
Bağlantı

2009-05-29 10:25:38 - HAYIRLI CUMALAR

Yazan: bolahenkk
Günlerin efendisi Cuma,
Ayların efendisi Muharrem,
Ağaçların efendisi sedir ağacı,
Dağların efendisi Tur-i Sina,
Habeşlilerin efendisi Bilal,
İranlıların efendisi Selman,
Sözlerin efendisi Kur’ân,
Kur’ânın efendisi Bekara,
Bakara Suresinin seyyidi, yani efendisi Âyet-el-Kürsi’dir.) [Deylemi]
Bağlantı

2009-05-28 19:26:07 - merhaba kadim dostum

Yazan: diloylo
Krizin biraz aşılmaya çalışıldığı şu dönemde işlere verilen yoğunluklar,akabinde çocukların sosyal faaliyetlerinin fazlasıyla çoğaldığı şu dönemlerde bloğa vakit ayırmakta gerçekten zorlanıyorum doğrusu.
Yoğunluktan mıdır nedir,cümleler kaleme akmakta zorlanıyor,dimağım durdu sanki iki satır birşeylerde karalayamıyorum.
Gene de dostlara bir selamla olsun uğramak lazım,arayı biraz uzattık son zamanlarda.
Yine de buralardayız,iyi olmaya çalışarak koşturuyoruz arkadaşım hayatın içinde.
Çok çok sevgiler,saygılar uzaklarda ki dostuma İstanbul'dan...
Bağlantı

2009-05-24 01:53:25 - (::)

Yazan: zeynepnazz18
ne kadar uzun zaman oldu ugramayalı özlemişim açıkcası ama hepsini okuyamadım abi yorgunluk..yoğunluk..bi selam etmek istediğim geldiğimi bil istedim..iyi geceler yaradana emanet ol..
Bağlantı

2009-05-22 14:04:52 - hayırlı cumalar

Yazan: bolahenkk
ALLAHIM BİZLERİ NİCE HAYIRLI CUMALARA ERİŞTİRSİN İNŞALLAH...
Bağlantı

2009-05-20 22:44:55 - slm

Yazan: muspar
slm uzakdost abi.hatıladın mı bilmem beni.muspar ben.senin tabirinle şair ruhlu arkadaşın..özledim buraları seni bi uğrayayım istedim..
gecen zamandan bu yana nasılsın dersen, hiçbişey değişmedi.ben yine bi kırmızı kadehin ardına biraz gözyaşı biriktiren aynı adamım.sen demiştin ya bi kere sevdim ben bi kere sevilir diye.bende öyleymiş meğer aksini umsamda...
şimdilerde daha yalnız daha dostsuz daha yeniğim..pek güçsüzmüşüm çok aksini sanarken kendimi...
neyse..şarap bekler uyutmaya..gece bekler..
Bağlantı

2009-05-16 14:46:41 - ben geldimm yinee...

Yazan: baharimca
Merhaba abicim... ya benim geçen yorumumda gerçekten bayağııı nutkum tutulmuş, kelimeler birbirine girmiş yaa :(( tekrar yaziim ben de dedim...
Benim memleketime de uğramışsın abicim; Elazığ'a. gerçi uğrayamamışsın sadece geçmişsin diyelim tabii bir de köprülerin karışması var :)) tam bir tur olmuş aslında.kızının özlemi giderilmiş az da olsa bir çok güzel yerlere de kısa kısa uğramalarla Anadolumuzu gezmişsiniz ne güzel. ama ne diim hani şu kar olayı var ya, o satırları okurken ödüm koptuu, amann amann dedimm, neden zincir yok mu ki diye düşünüyordum ki zincir takmaya yeltendiğini yazmışsın :)) ehh tabi Ankaramızda da yağıyor kar ama Erzurum bir başka abicim ya. hiç gitme fırsatım olmadı ama buzları ile ünlü bir ilimiz. ama üniversitesi çok güzel, çok güzel bir kampüsü var, yani varmış :))
en son dediğin gibi, böyle güzel anılar yazılmalı, paylaşılmalı değil mi! ozaman ne diyelimmm; ellerine, kollarına, yüreğine sağlıkkk!!!
görüşmek dileği ile abicim
Bağlantı

2009-05-15 13:39:10 - Merhaba dostum...

Yazan: ilknur1959
Evet,bu defa uzun bir ara verdim ama bazı problemleri hallatmem gerekiyor ve halletmeye devam ediyorum.Benimki de oğlum ile ilgili...
Yol hikayen yine doyumsuzdu.Ülkemizi,Anadolu'yu karış karış geziyorum sizlerle beraber.Erzurum'da 4 yıl kaldım.Harika bir şehir ve insanlar...
Aaahhh evlatlar...aahhh:)))
Sevgilerimle.
Bağlantı

2009-05-12 22:53:04 - benn benn beenn gelddiiimmmm...

Yazan: baharimca
merhaba abicimmmm :))) umarım bu uzun aradan sonra unutulmamışımdır... gece gece düştüm sayfaya, nasıl da özlemişim o güzel yazılarını, o güzel hikayeleriniii.. zaman zaman sayfana girip okudum evet ama yorum yazamadım bir türlü. hayat telaşasi içinde koşturdum ben bu yılll :(( çok yoruldum valla, ama hemen bir boş anımı yakalayınca döndüm hemencik... yorumlarımı okudum, senin ve diğer dostların o güzelim yorumlarını... ne güzelmiş ya dedim içimden sanki bir daha göremeyecekmişim gibi. hey ilahi bahar dedim sonra içimden, klavye var aranda sadeec dedim ve güldüm bianda kendime :)) hemennn geldim işte benndeee...
abicim yine bizi mest eden bir yazın!! bazen öyle nuttuk tutuluyor ki, yazabilecek bir şey bulamıyorum, heralde şuanda da o tutulmaları yaşıyorum, hiçbişi gelmedi aklıma yazabilecek, tek bir kelime var galiba; MÜKEMMEL.. antakyaya gitmiş gibi oldum sayende...
neyyseee lafı uzatmiim ben dimii, daha yeni geldim, yol yorgunuyum, biraz dinleniyim yinee eski çoşkumuzla yola devammmmmm...
ellerinden öperim abicim
Baharimca dan selamlar
Bağlantı

2009-05-11 14:41:15 - merhaba

Yazan: aynacayiminsekeri
uzunca yazmışsın şimdi zamanım yok ama okuyacağım
görüşmek dilekleriyle tekrardan sevgiLerr..
Bağlantı

2009-05-10 02:00:45 - ***

Yazan: elifceyasam
Devamı ne zaman gelecek sabırsızlıkla bbeklerken,sonunda yazı gelmiş. Yine çok anlamlı ve duygu yüklüydü. Ve sayenide anadoluyu geziyorum,çok teşekkür ederim size. Sevgiler,elifce.
Bağlantı

2009-05-08 22:54:33 - Merhaba

Yazan: ogrenmeaski
Sayenizde dogu anadolu turu yapmis kadar oldum ne güzel bir anlatimdi yüreginize saglik.
Cocuklar dünyaya kendi istekleriyle gelmiyorlar,onlari biz bu dünyaya getiriyorsak sorunlariylada ilgilenmeliyiz sonuna kadar anne baba olmak kolay degil cok büyük özveri sorumluluk istiyor.
Cocuklarimizi büyütürken bir solaganimiz vardi tek yatirimimiz(maddi manevi) cocuklarimiza derdik
Sükürler olsun yüzümüzü kara cikarmadilar.
Insan ne ekerse on biciyor..
Saygilar Sevgiler

Bağlantı

2009-05-07 17:48:01 - merhaba

Yazan: simayland
uzakdostun yine anlamlı uzun ama okuyanlarına her yazısıyla ayrı lezzet verdiği başka bir yol yazısnı okudum,evladın nekadar önemli olduğunu ailenin önemini sevgiyi şefkati herşeyi...
emeğine minnet..simayland
Bağlantı

2009-05-07 13:33:49 - ....

Yazan: mavikoridor
Güzel üslubunuz ve akıcı anlatımızla bir solukta okuyuverdik bu yol hikayesinin kalan bölümünü...

Tabii işin içinde evlat olunca insanın yapmayacağı fedakarlık olmuyordur kesin.

Güzel bi paylaşımdı.

Sanki bizlerde sizinle bir oralara gittik geldik:)

Sevgilerle
Bağlantı

2009-05-04 15:20:18 - merhabalar arkadaşım

Yazan: diloylo
Kendinle beraber bizleri de yolculuğuna dahil ettin yine harika tasvirlerinle,anlatımınla.
Hem ebeveyn hem de evlat olma sıfatıyla her iki tarafın duygu yoğunluğuna da dahil olduk.
Yazacaklarım çok ya ağır bir gribin pençelerindeyim bir türlü kendimi kurtaramadım,gözlerim yastığa bakıyor:)
Sevgiler,saygılar dostum
Bağlantı

2009-05-04 00:52:22 - selam arkadaşım...

Yazan: kapalikapilar
Daha önceki yol hikayenizide keyifle birazda hüzünlenerek okumuştum...
Bu sefer yine beni de yolculuk ettirdiniz ya...
anlatımınız çok hoş...
en güzelide herkes artık kendi ayakları üzerinde durmak zorunda olmasıdır...
bende 18 yıldır gurbetteyim...alışıyor insan...
saygılarımla
Bağlantı

2009-05-03 15:25:18 - Merhaba...

Yazan: jadore

Bir yol hikayesi...
Evlada kanat germek için kanatlanıp da gidilen bir yolculuğun hikayesi..

Bilirim zordur yuvadan ayrı kalmak.
Herşeye göğüs germek, güçlükler karşısında ayakta durabilmek...
Kızın da aynı zorlukları yaşamış, belli ki olumsuzluklara dayanamamış...

Umarım şimdi herşey yolundadır, mutludur...

Sevgiler...
Bağlantı

2009-05-02 17:39:42 - slm arkadaşım

Yazan: suskunlugum
güzel bir seyahat oldu sayenizde sanki bizde sizinle seyahat etik...nerdeyse bende dikat edin diyeceğim...ben malesef okuyamadığım için yurta kalmak nasıl bişey yorum yapamıyacağım ama okurken kızınızın ne tür zorluklar çektiğini anlıya biliyorum...zordur tabiki anne baba ve bir evin sıcaklığından uzak kendi ayaklarının üstünde durabilmek...güzel olmalı ama keşke bende okyabilseydim...duygu sömürüsü gibi oldu şimdi dediğim:)ama üniversite okumuş bir babanın kızıyım hayatın getirdiği şartalarda okuyamamanın uktesi vardır hep...bende hayatın içinde okudum...sevgili çelebi herşey gönlünce yüreğince olsun alinizle...selamlar yoluyorum deniz kokan şehrimden kucak dolusu...
mutlu biten bir dahaki yazınıza kadar esenkalın...demişsinizya sevennelin pc torpil geçiyor müziklerde o kadar olsun arkadaşım şansım tşkler

seven*nel
Bağlantı

2009-05-01 14:02:21 - Merhaba...

Yazan: newbahar
Güzel bir yol hikayesine eşlik ettim. Bu uzun zaman önce çıktığınız Erzurum yolculuğunun ikinci bölümü değil mi.
Yollar uzadı, yolculuğunuz kısaldı. İnsan hiç bitmesin istiyor bu yolculuk siz anlattıkça.
Kızınız için ne diyebilirim, hayatının en güzel yılları. Elbet zor ana babadan ayrı kalmak ama okumak adına katlanıyor insan.
Kaleminize sağlık, harikaydı, harika.
Saygı ve selamlar
Bağlantı

2009-05-01 13:29:16 - Şanslı Taraflar...

Yazan: AskidaHayaller
Hoş anlamlı bir yazıydı..
Yüreğinize sağlık..

Sevgiyle kalın...
Bağlantı

2009-04-30 22:46:14 - ...

Yazan: mavielbise
nihayet hikayenin sonundaki mutluluk dolu gülümsemeyi hayalimde canlandırabildim.:)bende üniversitede yurtta kalmıştım.sanırım kızınızın yakasını yurttaki sorunlar bırakmadı.doğrudur da zordur yurtta yaşamak; banyo sırası beklemek, yemeklere alışmak, yurt arkadaşlarınızın kaprislerine katlanmak, girişlerdeki sorunları aşmak, çamaşır yıkamak, vs..ama yine güzeldir küçücük odada arkadaşlıklar kurmak, o küçücük pencereden şehrimizin güzelliğini seyretmek, o birbirinden yağlı ve kötü yemekleri bile paylaşma çabasında olmak, ailemizin gönderdiği kolilerdeki yemekleri tanıdık tanımadık herkesle paylaşmak çok ama çok güzeldir...
erkeklerin askerlik arkadaşlıkları vardır ya bizim de yurt arkadaşlıklarımız oluyor işte..
bir daha kalmayı düşünmeyerek ayrılırız sonra ve özleriz hem de çok..ah burada hayatın zorluğunu anlatmak için can atıyor kelimelerim ama yapmayacağım..:)zor şer hallediyoruz işte..
yine bir çırpıda okunan hoş bir yazıydı..gönlünüze sağlık...
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Arada oturup yazarsınız işte...İçinizdeki bir meçhulden gelen sese kulak verirsiniz...Yazmasına yazarsınız da,sonra dönüp bakatsınız ki, kendinizi yazmışsınızdır...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

giz
hazanmevsimi
gulcinkuju
neslinursema3
muspar
ayten
emelsen
sessizsenfoni
benpacella
demint
sevgicicegii
ppencerem
Emel N. Örsoğlu
amozonik
nekin
jadore
vezirhan
bizimada
adankana
yagmurtuana
o0nas0o
cigdemyavuz
mesale
romantikmeyhane
bennns
gelinciktarlasi
Dilek Dönmez
biryudumrenk
nursalkimi
mervecan
mavikoridor
gerceksevda
nurun
sercen
arzununpenceresinden
06bu
maksude
sessizciglik1
missing86
gizledigimzindanmasallari
ilknur gürsoy
duygularinsairi
Ahmet İNCE
smge
mavismor
ebrar67
annekedi
sevgiyleyolculuk
Sertalp Bilal Çay
akgunkaya
runya
hasret12378
aksitabraxas
busecegunler
tumguzellikler
turkanzeybek
rufeydem
banagore1
kkardelen
blogperisi
yardanuzak55
bilgul
siiringozyaslari
matrakiye
ayazdaikiyurek
virginia
sessizharflerim
zordasukunet
pacelladan
kkardelen2
safiira1
mahurbeste75
ozlemlehayat
gercekdostlar07
yitirilmissevdalar
kalbimintacmahali
Nefise ilgi